BEYİN GÖÇÜ ÖÇÜ MÜ ?

1940 larda nazilerden kaçtıklarını söyleyen yahudi bilim adamları ile başlayan beyin göçü günümüze kadar bir çok değişimden geçti işlevi niteliği niceliği değişti. Yüzyıllar boyunca şiddetli beyin göçüne maruz kalan cennet vatanımızda yetkililer köyden kente göçü kentleri köye cevirerek durdurmayı başarmışken ( ayrıntılı bilgi için bkz: Köyden-Köye Göç 2058 Projesi ) bir türlü bu göçü durduramamış nedenlerini anlayamdığı bu sorunu çözememişti taki Yüzyıllar boyu büyük bir gizlilik içinde saklanan Büyük Beyin Göç Yolları Haritasının kuMPas ekibinin eline geçmesine kadar.

beyin göçü üzerindeki sır perdesi kalkıyor gerçek gün ışıgına gerk oluyor…

  • Beyin göçü nasıl oluyor ?
Büyük göç yolları
Büyük göç yolları
  • Ülkemiz her yıl neden bukadar beyin göçü veriyor ?
  • Cennet vatanımızın Beyin göç yolları üzerinde olduğu yıllardın neden saklandı ?
  • kuMPas ekibinin ele geçirdiği şok edici haritada ki not neydi ?
  • Beyin göç yolları üzerinde bulunan ülkemiz hangi aylarda beyin göçüne maruz kalıyor beyin göçünün zararalı etkilerinden korunmak için ne yapmalıyız ?
  • Hangi tür beyinler göç yapıyor ?
  • Kavimler göçü ile Ülkemizdeki beyin göçü arasındaki parametrik ilişki varmı ?
  • Cennet vatnımız beyin göçüyle bugüne kadar hangi değerlerini kaybetti ?
  • en çok hangi meslek grubuna mensup beyinler göçüyor ?

bu ve benzeri soruların kesin bir şekilde cevap bulacagı Uluslararası Beyin Göç Uzmanı (UBGU) şair – yazar Alessandro Del Piero’nun hazırladığı dosyamız çok yakında.

kuMPas

—*** GERÇEGE KURULMUŞ kuMPas ***—

Reklamlar

GENÇ ÇAVUŞLAR RAHATSIZLANMIŞ !

GENÇ ÇAVUŞLAR RAHATSIZLANMIŞ      

Uzun zamandır cennet vatanımızın nezih gündemini meşgul eden komuta değişikligiyle unutulan ancak hala kulislerde konuşulan Genç Çavuşların Rahatsızlığının nedeni bir türlü anlaşılamdı. Bir çok yazarımız düşünürümüz İlmi ve Bilmi yorumlarda bulundular. 

“GENÇ subaylar ‘‘rahatsızmış”! Olabilir efendim, ne var bunda? Şu an hala mevsim değişiminde sayılırız ve malum, hassas bünyeler biraz yadırgar zamanla geçer .”

“Yedikleri dokunmuştur, Aspirin yutsunlar, Nane limon kabuğu bir tutam zencefil  kaynatırsınız, yine geçer.”

” Allah’a şükür ‘‘Gülhane Askeri Tıp Akademileri”nde işinin ehli hekimler var, vitamin falan verirler ve adı üstünde ‘‘zinde kuvvetler”, yine zıpkın kesilir, dipçik gibi olurlar” gibi yorumlar yapılmasına rağmen Genç Çavuşların Rahatsızlanmalarının nedeni bir türlü anlaşılamadı. KuMPas ekibi objektif, dogru, ilkeli, tarfsız, dürüst hebercilik ilkemiz geregi  konuyu bir akşam yemeğinde olayın asıl kahramalarına sordu. İşte o nefes kesen görüşme

Degerli okuyucular…

Geçtiğimiz günlerde, dünyanın önde gelen 4 ordusundan biri olan şanlı ordumuza mensup gencecik, pırıl pırıl birkaç askerle buluştum. Bu asker arkadaşların iznini fırsat bilerek Atatürk Orman Çitfliği’nde beraber kokoreç yedik.Onlara rahatsızlıklarının nedenini sordum. 4 tanesi çavuş, 2’si onbaşı rütbesinde olan bu askerlerimizle derin bir sohbet etme imkanı buldum. Bir takım rütbesiz askerler de olay yerindeydi, ancak emir-komuta zincirine bir halel gelmesin diyerekten onlarla ayrı masalarda oturduk. Konu kokoreç olunca, AB hakkında konuşmak kaçınılmaz oldu. Onbaşılar, üniversite mezunu ağabeylerimiz varken bize konuşmak düşmez dediler. Bu sayede ordu içindeki çok önemli genç çavuşların memleketimiz, ahval ve şerait, şeriat, AB gibi çok önemli konular hakkında görüşlerini öğrenme fırsatı buldum. Şimdi sizlerle bu değerli konuşmalardan aklımda kalanları paylaşacağım.

kokoreci önünde beklerken

kokoreci önünde beklerken

 

Genç Çavuşlar söze AB ile başladılar. AB’nin bir Hıristiyan kulübü olduğunu, Hıristiyanlık dininin kokorece cevaz vermediğini, bu yüzden kokoreç yemenin yasaklandığını söylediler. Kokoreç yasağının temizlik maskesi altında dini bir yasak olduğunu belirten Genç Çavuşlar, bu durumun laiklikle de çelişeceğini, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirttiler. Genç Çavuşlardan birinin açıklamaları şu şekilde devam etti: “Kokoreç’in kadim Hıristiyan metinlerinde yasak olduğunu çok açık bir şekilde görebiliriz. Usta Araştırmacı -Yazar Mukayeseli Dinler Tarihi Uzmanı (MDTU) Paplo Aimar’ın 21 ciltlik Hıristiyanlık tarihi eseri dikkatle incelenirse, tarihte kokoreç yediği için aforoz edildiği tespit edilen 6 rahip, 3 piskopos ve hatta 1 tane de papa olduğu görülecektir. Bu nedenle AB, tarihi kodlarından esinlenerek kokoreçi yasak etmek istemektedir. Oysa cumhuriyetimiz üç beş sakallı, cübbeli papazın dini fetvalarıyla yönetilemeyecek kadar laiktir. Türkiye  her şeye layıktır, layık kalacaktır.”

 

Doğrusu gencecik, pırlanta gibi askerlerimizin layıklık ve da laiklik hususunda gösterdikleri bu hassasiyet beni çok duygulandırdı. Genç çavuşlarla tırmanan terör olaylarını da konuştum. Genç çavuşlar, söze büyük türk düşünürü, büyük şair, büyük heykeltıraş Muhabbet ehli güzel insan İskender Büyük’ün bir vecizesiyle başladılar. ‘Korku olmadan devlet yönetilemez.’ Açıklamalar şu şekilde devam etti. “Birlik ve beraberliğimize kast eden bu menfur saldırıların amacına ulaşmasına izin vermeyeceğiz. Bu yüce millet, nice badireleri atlattığı gibi bu günleri de aşacaktır. Zaten terör örgütünü köşeye sıkıştırdık, can çekişiyorlar, bunlar son çırpınışlardır. Destansı mücadelemiz de sonuna kadar devam edecek, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Ancak üzülerek söylemek istiyoruz ki bu durumu kendine fırsat bilerek, irticayı hortlatmak isteyenler vardır. Bizim önceliğimiz irticadır. Zaten bu ülke yobazlar yüzünden geri kalmış, cahil halk kolayca dağa çıkarılmıştır. Misak-ı milliden taviz vermeyecek olmamız, irticayla mücadeleyi bir kenara bırakacağımız anlamına gelmez.Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, Su uyur, iç düşman uyumaz. Vatan toprağı kutsaldır. Kızılcahamam’ın suyu altın gibi bir sudur.”

Ordumuz laiklik hususunda üst rütbelerde gösterdiği titizlik, genç çavuşlarımızda da aynı şekilde mevcut. Bu arkadaşlar ordumuza yakışır şekilde Batı’yı çok iyi özümsemişler. Hepsi klasik müzik dinliyor. Bach, Elton, John, Mosart, Timbarlake, Christina Aquilera gibi önemli klasik müzik temsilcilerini çok iyi biliyorlar. Ülkemizin entelektüel birikimini yakından takip ediyorlar. Soner Yalçın, Nihat Genç, Demet Akalın, Erdal Sarızeybek, Can Dündar, Serdar Ortaç, Yalçın Küçük, Ömer Üründül, Tuna Kiremitçi, Zekeriya Beyaz gibi yeni yüzyılımıza damga vuran çok önemli şair, araştırmacı, yazar ve düşünürü neredeyse satır satır takip etmişler.

 Genç çavuşlarımızın analitik muhakeme yeteneklerine, mukayeseli düşünce disiplinlerine hayran kalmamak elde değil.

 Bu görüşmelerden çıkardığım sonuçlara gelirsek şunları söylemeliyim. Ordu içinde önemli bir genç çavuş topluluğu son yaşananlardan büyük bir rahatsızlık duyuyorlar. Ordunun bir kısım medya tarafından mütemadiyen yıpratılmansın kime hizmet ettiğinin çok açık olduğunu düşünüyorlar. Laiklikle ilgili sıkıntılar, doların yükselmesi, irticanın hortlaması, terör olaylarının artması, şeriat devleti talebinde bulunanların varlığı, bir kısım medyanın tutumu ve de tabi ki laiklikle ilgili endişe verici gelişmelerden dolayı sıkıntılar. Bu rahatsızlıklarını da açıkça belli ediyorlar. Genç çavuşlar, yaşanan bunca zorluğa rağmen, Türk milletinin bu günleri aşacağına yürekten inanıyorlar. Kendileri de bu süreci atlatmak konusunda hizmetten bir adım geri durmayacaklarını açıkça belirtiyorlar. 

Ne diyelim, Allah genç çavuşlarımızı başımızdan eksik etmesin. kendilerine tez zamanda afiyetler diliyoruz.

 

kuMPas

 

                        —*** GERÇEGE KURULMUŞ kuMPas***—

ATA SPORUMUZ GOLF !

ATA SPORUMUZ GOLF

Birlik ve beraberliğe ençok ihtiyaç duyuduğumuz şu günlerde unutulan bir ata sporumuzu, golfu tanıtmak ve yaşatmak için çeşitli medya kuruluşlarınca yapılan iyi niyetli olduğunu tahmin ettiğimiz  ancak eksik ve yanlış bilgilerle dolu yayınlardan sonra kuMPas ekibinden Elano Blumer ata sporumuz golfü dogru gerçek ve tarfsız olarak tekrar ulusal sporumuz yapabilmek ve necip Türk Milletinin körpe dimağlarını bu tarz yanlı ve yanıltıcı haberlerden kurtarmak için kolları sıvadı.  

Bakımlı çimleri olan göz alabildiğine

Soylu Atalarımız Önceleri Golfü At Üstünde Oynarlardı

Soylu Atalarımız Önceleri Golfü At Üstünde Oynarlardı

uzanan dev bir arazi… Sporcunun elinde özel bir sopa. Tüm dikkati, yerdeki beyaz minik topta. Konsantrasyon dorukta. Ardından sopanın havada geniş bir kavis çizip yerdeki topla buluşması. Ve şiddetli çarpma sonucu topun metrelerce uzaktaki çukurun içine yuvarlanması. İşte size golf…

Türk spor tarihinde engin, Türk spor geleneğinde zengin bir yere sahip olan golf sporu, insanlık tarihinden de eski bir geçmişe sahiptir. Bütün sporların prototiplerinde olduğu gibi, golf de  eski devirlerde savaşa hazırlık amacıyla yapılmaktaydı. Eski Türklerde de bu amaç  fazlasıyla var olmakla birlikte  Golf , özel ve genel toylarda (şenlikler/ merasimler), yuğ (yas) merasimlerinde, pazar ve panayır yerlerinde, yaylaya konup göçüşlerde, düğün derneklerde, dini ve  milli bayram tatillerinde ve her türlü buluşma ve kaynaşma yerlerinde  büyük düzlüklerde geniş cayırlarda  oaynamışlardır.

Golf Türkler’de siyasi ve askeri, dini, sosyal, ekomomik ve kültürel bir çok fonksiyonun yerine getirilmesinde en önemli aksiyonlardan biri olmuştur. Ayrıca, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapı ve yaşayışın da ayrılmaz bir parçası olagelmiştir. Dolayısıyla sosyal bütünleşmeye ve sosyalleşme sürecine de büyük katkılar sağlamıştır. Böylece eski medeniyetlerin hemen hepsinde görülen golf sporu hiçbir zaman Türklerde ki kadar çok yönlü fonksiyonları icra etmemiştir.

 GOLF OYNAMAYI AVRUPALILARA BİZ ÖĞRETTİK !

Kumpas ekibinin yaptığı araştırmalar bir gerçeği daha gün yüzüne çıkardı. Soylu atalarımız 16.yy gelindiğinde aydınlanmak için hala mum yakan Avrupa’ya çimmeyi, temizlenmeyi, tuvalet adabını döner yapmasını öğretmenin yanında golf oynamasını da öğretmiş.

Kumpas ekibini yaptığı araştırmaya göre sultanların bir çoğu golf oynamayı çok seviyordu. Hatta Avrupa’daki yayılmanın hızını buna bağlayan tarihçiler de yok değil. Rivayet olunur ki Avrupa’daki büyük düzlükleri gören sultanlardan biri ‘offf burada ne güzel golf oynanır tiz buraya bir golf sahası yapıla’ diyince, sadrazamı ‘haşmetlüm orası Frenk toprağıdır, gavur yurdudur.’ demiş. Olayın tanzimattan önce gerçekleştiğini buradan anlayabiliyoruz. Bunun üzerine sultan ‘tiz akıncıları çağırın bana’ demiş. Gerisi malum… Ancak içerisinde matbaanın cennet vatanımıza geç gelmesinin de bulunduğu bir çok etken neticesinde, Golf bugün 3 tarafı denizlerle çevrili 4 mevsimin aynı anda görüldüğü bu cennet vatanda unutulmaya yüz tutmuş ata sporlarımız arasındadır. Bu nadide sporumuzu yaygınlaştırmaya çalışan bir çok gönüllü çalışma ise medyanın yanlı tutumu sonucu istenilen düzeye bir türlü erişemiyor.

 İNGİLTERE’DE ASKERLERİN GOLF OYNAMASI YASAK

Çağdaş aydınlık müreffeh geleceğimizin teminatı olarak çok önemli bir köşe taşı olan golf sporunun öneminin kavrandığı dönemlerde, beraberinde askeri başarıları da getirmiş. Golfun önemini anlamayan İngilizler ise 1457 yılında II.Ronaldo tarafından Askeri faaliyetleri engellediği gerekçesiyle yasaklanmış. İngiltere bu tarihten itibaren duraklama dönemine girmiş ve bir zamanların üzerinde güneş batmayan İmparatorluğu bir ada devleti haline dönüşüvermişti. İlimi ve Bilmi çalışmaların artmasıyla golfün faydalarını anlayan İngilizler 19 yy başlarında Golf oynamıyı serbest hale getirmiş ancak halktan ilgi görmeyen sporu tekrar yaygınlaştırmak için toplumun önde gelen asker, işadamı, medya patronu, ilahiyatcı yazarlarının da aralarında bulunduğu bir grup kurarak bu sporu tekrar yaygınlaştırmak için yogun bir çabaya girişti. 

ANALİTİK DÜŞÜNCE VE STARATEJİK KABİLİYETİ ARTTIRIYOR

Osmanlı döneminden kalma Golf sopaları

Osmanlı Döneminden Kalma Golf Sopaları

Bir çok tarihçiye göre Eski Türklerin dünyaya nam salan askeri başarılarının ardında Başbuğların golf sporuna oaln tutkuları yatmaktadır. Ne yazık ki Osmanlı’da da devam eden bir saray geleneği olan golf sporu iç çekişmeler yüzünden polemik konusu yapılmaya başlamış, daha sonra Sultanın emriyle yasaklanmış, saraydan uzaklaştırılmıştır. Günümüzde golf sporunun Askeri katkılarını kavramış bir çok general bu sporla ilgilenmektedir. Hatta en yetkili ağızlardan bizzat bu sporla iştigal edilmesi tavsiye edilmektedir. Nitekim konunun önemini kavramış çagdaş bir orduya sahip Hollanda Genelkurmay Başkanı Golf Oynadığını hata Türk meslektaşına da oynaması gerektiğini tüm basın önünde söylemekte bir beyis görmemişti. ( http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=902690&CategoryID=77).

BEYİN KASLARI HARİÇ BÜTÜN KAST  SİSTEMİ ÜZERİNDE ETKİLİ

Ayrıca yapılan arştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara göre golf oynamanın beyin kasları hariç vucudumuzdaki bütün kas dokusunu çalıştırdığı ve gelişimine faydalı olduğu kilinik deneylerce ispat edilmiştir.

Golf Beyin kastları Hariç Tüm Kast Sistemi Üzerinde Etkili

Golf'ün Beyin kastları Hariç Tüm Kast Sistemi Üzerinde Etkili Olduğu Klinik Deneylerle İspatlanmıştır.

Gelişimin ve moderniliğin ülkemizde tesis edicisi güzide kurumlarımız bu gerçekleri görüp golf sporu ile iştigal olmuşlar, bu sporu halka tanıtarak tekrar sevdirmek için ellerinden geleniş yapmışlardır. Her fırsatta, dini ve milli bayram tatili, sömestır, noel demeden bu kutsal görevi yerine getirmek için çalışmışlardır. Ancak modernliğin Ancak Golfle olabileceğini bilmeyen, Muasır medeniyetlerin hepsinin golf sporu ile nekadar gelişme sağladıklarını ve bu medeniyetler yarışında fark attıklarını göremeyecek kadar kör olan zihinler, örümcek ağı baglamış düşünce sistemleri ile bu kutlu çabayı eleştirmektedir. Ata sporumuz golfe yönelik bu saldırıyı, ülkemizin eski parlak günlerine dönmesinden, tekrar cihan hakimiyeti kurmasından endişe eden bir takım İran ajanı ve bazı sabetayistler tarafından gerçekleştirilmiş olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’nin muasır medeniyet yürüyüşünden dönmeyeceği ise açıktır. Biz golfü savunmaya devam edeceğiz.

Zİra büyük bir önderin de dediği gibi ‘Mollalar, kaba softalar yüzyıllarca golf oynamayı yasak ettiler. Beyler, siz golf oynamayan bir ulusun medeni olabileceğinizi mi sanıyorsunuz!?!’

 

bu cesur araştırma devam edecek….

 

kuMPas

 

                    —*** GERÇEGE KURULMUŞ kuMPas ***—

ARSENİKLİ SU ROMADA !

ROMA SOKAKLARINDA ARSENİKLİ SU

İtalya. Akdeniz’in o muhteşem ülkesi. Gök mavili formasıyla futbol severleri garip duygulara sevk eden enfes ülke. Doğu ile batı arasında bir köprü olduğundan mütevellit, stratejik öneme sahip cennet vatan.

Zengin su kaynaklarına sahip İtalya'dan bir enstantane

Zengin su kaynaklarına sahip İtalya'dan bir enstantane

 Favori başlamadığı her turnuvada final oynamasıyla meşhur ekol memleket İtalya’dan bahsediyoruz.

 YİNE ARSENİK

Değerli okuyucularımız, İtalya bu günlerde çok büyük bir dertle muzdarip. Tüm dünya gibi sizler de yakından takip ediyorsunuz, İtalya’da çok ciddi bir su sıkıntısı yaşanıyor. 3 tarafının denizlerle çevrili olmasına ve zengin akarsu yataklarına sahip olmasına rağmen İtalya’da su sıkıntısı yaşanıyor. Bu durumun nedeni olarak bilim insanlarının bir kısmı küresel ısınmayı gösteriyor. Öte yandan daha önce Kumpas ekibince de ifşa edildiği gibi, su sıkıntısının temel nedeninin UFO’lar olduğu artık hiç kimseye gizli olmayan bir gerçek(bkz:Saklana Gerçek UFO’lar kuMPas). UFO’lar dünyadaki önemli su havzalarından her gün su kaçırıyorlar.Ve Dünya yüzeyindeki su havzaları gün geçtikçe tükeniyor. Dünyadaki işbirlikçileri olan bazı bilim insanları  ve bir kısım medya da bizleri küresel ısınma palavrasıyla avutuyor. Birçok önemli ülkenin yüzyıllara dayalı meteoroloji kayıtlarının geride bıraktığımız 13 yıl içinde yangın, sel, doğal afet, savaş gibi mücbir sebeplerce tek tek ortadan kalkması herhalde tesadüf değildir.

 HERŞEY ROMA İÇİN

Romaya Su Taşıyan Borular

Romaya Su Taşıyacak Boru Hattı İnşaatı

İtalya’da geçtiğimiz yaz boyunca büyük sıkıntılar yaşayan illerin başında başkent Roma geliyor. Roma’nın belediye başkanı Spaletti, geçtiğimiz yaz aylarında tasarrufla ilgili önemli çalışmalar yaptı. Yeni su kaynakları oluşturdu. Şehrin 168 km. kuzeyinden geçen bir derden başkent Roma’ya su getirdi. Ancak getirdiği su arsenikliydi. Tüm ülkede bir arsenikli su tartışması başladı. Arsenikli su uzmanı Edgar Davids arsenikli suyun kötü olmadığını açıklayan sayısız makaleler yazdı, tek röportajını da Kumpas ile yaptı. Bu röportaj İtalyanca yayın yapan ‘Kumpas la della Sport’ gazetesinde de yayınlandı, büyük ilgi gördü. Ne yazık ki kamuoyunun duyguları bilimin rasyonel, istatistiki ve gerçeğe dayalı verilerinin önüne geçti.Arsenikli suyu karalama kampanyasına karşı Spaletti her gün televizyonlarda şebeke suyu içerek arseniğin zararlı olmadığını göstermeye çalıştı. Her suda biraz arsenik olur dedi. Hatta bu enerjinizi neye borçlusunuz diye soran muhabire kapak gibi şu cevabı verdi     

  ” Her gün en az 1litre şebeke suyu içiyorum” dedi.

 MİLANONUN SUYU ARSENİKLİ

 Üzerindeki baskılara daha fazla dayanamayan Spaletti, ‘en iyi savunma hücumdur’ anlayışından etkilenerek olsa gerek, birden Milano suyunun da arsenikli olduğunu iddia etti. Böylece oyun artık Roma sahasında değil, Milano sahasında oynanacaktı. Üstelik Milano’nun suyu Roma’nın suyundan 6,3 kat daha fazla arsenik içeriyordu. Bütün ülke özellikle de Milano arsenikli su skandalıyla çalkalanıyordu. Milano belediye başkanı Ancelotti, bu eleştirilere sert karşılık verdi. Spaletti’nin gündem değiştirmeye çalıştığını, Milano’nuın suyunun Spaletti’yi ilgilendirmediğini anlattı. Milono lobisi güçlüydü, Öte yandan Spaletti gerçek bir taktisyendi. Her gün televizyonlara çıktı, şehrin haftalık gazetesinde sürekli Milano suyunun arsenikli olduğuyla ilgili haberlerle doldurdu.  Bunun nedeni olarak da Milano’ya yardımcı olmak istediğini, Milano’lu vatandaşların arsenikli su içmesinin gönlünü yaraladığını ve içinde ki insan sevgisini gösterdi. Spaletti ve Ancelotti’nin ülkenin önde gelen iki büyük partisine de mensup olduğu düşünülürse olay daha fazla büyüyeceğe benziyor.

 HALK DAMACANA KUYRUĞUNDA

Kumpas ekibi olayları yerinde incelemek için Araştırmacı-Gazetecilik üstadı Giuseppe Meazza ile birlikte,Milano’daki son durumu arştırdı.

Su Kurugundaki Milano'lular

Su Kuyruğunda ki Milano

Milano da halka su krizinden en çok etkilenen kesim olmuş Milano belediyesi kurduğu su satış istasyonları ile halka arsenikli olmayan su dağıtmaya çalışırken hem talep karşısında yetersiz kalıyor hem de  Milanolular hiç de alışık olmadıkları su sıraları ile tanışıyor.Milano belediyesi böylece basında çıkan haberlerin aksine şebeke suyunda arsenik olduğunu kabul etmiş oluyordu.Yetersiz kalan belediye satış

istasyonları  Milano’daki  damacana su satışlarını da etkilemiş . Halk büyük bir paniğe kapılmıştı ve damacana ile su satışı iki ay içinde %214 oranında yükselmişti. Bu oran daha da yükseleceğe benziyor. Milano sokaklarında damacana su satan irili ufaklı birçok dükkanla karşılaştık.Anlaşılan damacanalı su satışları artık Milano’nun en çok para kazandıran işlerinden biriydi. İşin ilginç tarafı böyle hızlı yükselen bir sektörde hızlı büyüyen şirket sayısı sadece 3 tane idi Bütün dükkanlarda bu üç firmanın tabelası ile karşılaşıyorduk.. Bu üç şirketin ikisinin ticaret sicil kayıtları Roma’daydı. Bu şirketlerin Roma Ticaret Odası’na kayıtlı olmaları bizi çok şaşırtmıştı.Usta Gazeteci Giuseppe Meazza Araştırmamızı bir ileri boyuta taşıyarak, bu şirketler hakkında daha detaylı bilgi toplamaya karar verdik.

 ÜÇ ŞİRKETTE BİR KİŞYE AİT MİŞ !

 Üç şirketin sırasıyla isimleri AL, SİP ve ETTİ idi.Şifreli olduğunu düşündüğümüz şirket isimlerini çözümlemk için Kriptoloji uzmanı Prof. Dr. Hristo Stoichkov dan yardım aldık. Şirketlerin isimlerinin yerini değiştirince bakın neyle karşılaştık. SİP-AL-ETTİ.  Bu durum karşısında şok olmuştuk. Bir belediye

Damacana Krallığına Dogru

Damacana Krallığına Dogru

başkanının başka bir şehirdeki su satışlarını artırmak için polemikler çıkaracağını, sonra da şirketlerinin su satışından zengin olacağını da hiç düşünememiştik. Şirketlerle ilgili araştırmalarımızı daha detaylandırınca İtalya için kötü günlerin başladığına delalet edecek şu bilgilerle karşılaştık. Bu üç şirket Spaletti’nin 3 yeğeni De Rossi, Perrotta ve Aqulliani’ye aittiler. Şu günlerde kulislerde Başkan Sıpaletti’nin bu işten çok karlı çıktığı buradan kazandığı para ile Romanın En büyük meydanı olan Campo de Kızılayi Meydanına Köprülü Kavşak ve  Teretuar çalışması ile Modern bir Rekreasyon alanı yaptıracağını  Kavşakta ki alt geçidin adını da Milano Alt Geçidi koyacağı konuşuluyor.

İtalya’daki arsenikli su skandalını yakından izlemeye devam edeceğiz.

DEMOKRASİDEN DAMACANA KRALLIĞINA DOGRU ?

 

bu cesur yazı dizisinin devamı çok yakında kuMPas da…

 

                                    ***—GERÇEGE KURULMUŞ kuMPas—***

BÜYÜK DENEY

Büyük deney bugün yapılıcak kuMPas ekibinden Francesco Totti ve arkadaşları uzun bir süredir Fransa-İsviçre sınırında büyük deneyin hazırlıklarını izliyor.

Dev Miknatis

Dev Miknatis

Tottiden aldığımız son bilgiye göre Cenevre  şehrinde kulaktan kulaga dolaşan deneyden sonra oluşaçak senaryolar şehirde panik havası estirmeye başlamış.şu sıralarda cenevre tam bir hayalet şehir görüntüsü almış bile.

Araştırmacı-Yazar ve Büyük Deneyler Uzmanı (BDU) Francesco Totti konuyu uzmanları ile görüştü büyük deneyin büyük risklerini sizin için yazdı.

BÜYÜK DENEYİN, BÜYÜK SONUÇLARI OLUR

Bu söz Cern de araştırmalara katılan Papou Yeni Gineli Dünyaca Ünlü Parçacık Fiziği Uzmanı bir Bilim insanına ait (aslında bu sözün bir cin atasözü olduğuda rivayet ediliyor) bilim insanlarının üzerinde bir türlü consensus sağlayamadıkları deney sırasında nelerin olacagını kimse kestiremiyor. Deney için İki bin ton ağırlığındaki devasa mıknatıs, Fransa-İsviçre sınırının 100 metre altından geçen 27 kilometre uzunluğundaki tünele yerleştirildi. Bİzde Cenevre Şehrinde dolaşırken Dev mıknatısın yerleştirmesinde çalışmış ancak Taşeron firmadan parasını alamadığı için cernden ayrılmamış  türk inşaat işcisi ile konuştuk.

TÜNEL HİÇ SAGLAM DEĞİL

Türkiyede Bolu Dağı tünelinde de çalışmış olan işci aynı firmanın  tünelleri açtığını ancak bu sefer ihale bedeli az olduğu için çabuk bitirdiklerini Mütahit firmanın bu maliyeti karşılamak için malzemeden çalmış olabiliceğini inşaat sırasında tünelde 2 kere göçük olduğunu kullanılan betonun deniz kuu katılarak elde edildiği Cenevre belediyesinin tünel inşaatını deprem yönetmeliğine uygun olmadıgndan dolayı iki kere mühürlediğini Cern yönetiminin araya girerek inşaatı açtırdığını korku içinde anlattı. Kendisinin parasını alır almaz yakındaki  Matterhorn dağına kaçacagını

İşte o Dağ

İşte o Dağ

bunu oradaki bilim adamları konuşurken duyduğunu onlarında tünele güvenmediklerini deney günü cern’ni terk edeceklerini  yükseklere cıkacaklarını söyledi

MANYETİK DALGA OLUŞABİLİR

Totti deneylerin en yetkili isimlerinden Parçacık Uzmanı(PU) ve Manyetik Alan Arştırmacısı (MAA) David Trezeguet’e deneyin muhtemel sonuclarını bilindiğin dışında ne söyleyebileceğini sordu.

Trezeguet’e göre deney sonucunda manyetik bir dalga ortaya cıkabilir.Oluşan manyetik dalga başta Cern şehri Fransa-İsviçreden başlayıp 125.000.000 m2 lik bir alanı etkisi altına albileceğini bunun sonuçlarının ise çokda kestirilemediğini söyledi.Trezeguet’ye bu alanı bizim anlayabileceğimiz gibi ifade etmesini istedik Trezeguet’ye göre bu manyetik dalga Edirneden-Karsa kadar yada Çinden-Kanadaya kadar olan cografyayı etkileyecek peki korunma yolları ve etkileri neler?

MANYETİK DALGA KARA DELİK OLUŞTURABİLİR

Trezeguet manyetik dalga kutuplar hariç bütün dünyadaki bilgisayar hard disklerinin yakacak. bunu öngören NASA kutuplarda yerin 10 km altında bir depolama tesisi kurdu ancak tüm dünyayı etkileyeceğini

NASA'nın Kutuplara Kurduğu Gizli Şehir

NASA'nın Kutuplara Kurduğu Gizli Şehir

düşününce NASA nın bu çabasının yetersiz kaldığını Tahmin etmek çok zor değil.Oluşan Manyetik dalga sonrası dünyada hiçbir bilgisayrın çalışmayacagını kayıtların tekrar defter kağıt kullanarak tutulmak zorunda olacagını manyetik dalganın ilk olarak etkilenecekleri şöyle sıralayabiliriz hard diskler, mp3 çalarlar, Ipodlar,Manyetik turnike giriş kartları,KGS, OGS cihazları diye liste uzayıp gidiyor. Oluşması muhtemel kara delikler ise çok daha tehlikeli Cern şehrinde ve civar ülkeleri etkisi altına alacak Kara Deliklerlerden korunma yollarını sizin için araştırdık.

YÜKSEK YERLERE ÇIKIN !

 KuMPas ekibinin görüşmüş olduğu Uzmanlar Oluşan kara deliklerin dag eteklerinden biraz yükseklerde etkisini kaybettiğini bunun için yüksek yerlere cıkmanın faydalı olacağını ayrıca karanlıkta kül üstüne işenmemesini, paçaların oluşan küçük kara delikler için çorapların içine sokulmasını, otomobillerin dikiz aynalarına Cd takılmasının,faydalı olacağı üzerinde hem fikirler.

DÜNYANIN SONUMU YENİ ORTA ÇAĞMI ?

Tottinin görüştüğü Atlas gözlem ussunde görevli isminin açıklanmasını istemeyen bir bilim insanı bu deney sonucunda elde dilecek bilginin  Dünyanın en büyük bilgi deposu olan ve 100.000.000. bin kayıt bulunan Newyork İl Halk Kütüphanesinden 100.000 kat daha fazla veri elde edileceği yönündeki haberlerin inandırıcılıktan uzak oldugunu bunların sansasyon yaratmak için uydurulduğunu söyledi.o bilim insanına neden burada bulunduğunu sormadan kendisi aslında Dünya Biliminin ne halde oldugunu tüm cıplaklığıyla dile getirdi. borçlarım coktu kredi kartlarımın limiti tükenmişti 3 (üç) kuruş bilim insanı maşıyla geçinemiyordum..

o bilimn insanına acıga acıkacak olan 10 Tela Elektro Bayt (TEB) gücündeki bilginin insan beyni üzerindeki etkisini sorduk

İNSAN BEYNİ 1 TEB’ın ÜZERİNDEKİ BİLGİYE DAYANAMAZ

Bilim insanlarına göre  deney sonucunda elde eldilmesi beklenen bilgi 10 TEB büyüklüğünde insan beyni ise en gelişmiş örneklerinde bile ( Örnekler için bkz: Tr’de bir Ana Muhalfet İncelemesi ve Beyin kullanımı s:81) bu rakamın 1 TEB’a yaklaştığını eger deney sonucu bu rakam üzerinde bir rakam ortaya cıkacak olursa Beyin

X-Ray Cihazında Beyin Pörtlemesi

X-Ray Cihazında Beyin Pörtlemesi

pörtlemesi en sık karşılaşacagımız vaka olacaktır. Yavaş Yavaş  güzellik amaçlı estetik ameliyatların yerini alan Beyin Aldırma operasyonları ise artık sıklıkla karşılaştığımız vaka-i adliyeden sayılacak.Tıp İnsanları insan beynine etkileri tam olarak bilinmeyen deneye bu yüzden çok karşılar. 

Francesco Totti’nin Kaleminden Büyük deneyin sır perdesi aralanmaya devam edecek Çok yakında…

 

 

 

kuMPas

 

—*** GERÇEĞE KURULMUŞ kuMPas ***—

BAŞÖRTÜSÜ BİR ESKİ MO GELENEGİ Mİ ?

BAŞÖRTÜSÜ YAHUDİ GELENEĞİ MİDİR ?

Yakın bir zaman içinde Selçuk Üniversitesi’nde vatani görevini yapmakta olan ünlü (veya ünlü olmak isteyen) erkek bir akademisyenimiz, başörtüsünün Yahudi geleneği olduğunu açıkladı. Bu açıklama üzerine birçok ilmi, bilmi ve fikri kahve muhabbetleri, açık oturumlar, spekülatif akıl yürütmeler yapıldı. Erkek Akademisyene entellektüel çevrelerden destek mesajları ve eleştireler yağdı. Hatta ünlü düşünürümüz şair yazar muhabbet ehli güzel insan Ahmet S. Mermer, ‘sünnet olmak da Yahudi geleneğidir, bu durumda sayın akademisyen ne yapmayı düşünür acaba?’ sorusunu ortaya atarak, tartışmayı daha derin bir noktaya taşımayı başardı.

Kumpas ekibi olarak, tarafsız, ilkeli, dogru, dürüst, samimi ve objektif habercilik ilkelerimiz geregi konuyu büyük bir titizlikle araştırmaya karar verdik.Çünkü bilimsel olmayan, sağlam akli deliller üzerinde yükselmeyen, nitelikli bilgi ve belgelere dayanmayan açıklamaların değeri muhakkak şaibelidir. Başörtüsünün Üzerindeki Sır perdesini kaldırmak için  Usta Araştırmacı – Yazar Mukayeseli Dinler Tarihi Uzmanı (MDTU) Paplo Aimar ve South Park Üniversitesi’nden  Eski Mo Tarihi Uzmanı (EMTU) Prof. Dr. Frederic Ljunberg, Kumpas okuyucularına özel başörtüsünün gerçek antropolojik kökenlerine ilişkin çok konuşulacak bir araştırma dosyasına imza attılar.

KÜRESEL SOĞUMA

Yaklaşık 8500 yıl önce tüm dünyada sınıfsal bir ayrım söz konusuydu. Bilgeler bir yerde, din adamları başka bir yerde, işçiler, esnaf ve zanaatkarlar, tarım emekçileri ayrı ayrı coğrafyalarda yaşıyordu. Bu yüzden kralların işi çok zordu. Tahmin edilebileceği gibi o zamanlar hiç kimse baş örtülü değildi. O tarihlerde dünyada büyük bir değişim yaşandı. Atmosferdeki karbon salınımının yetersizliğinden dolayı yaklaşık bir asır süren bir ‘küresel soğuma’ tüm dünyayı tehdit etti. Bu ‘küresel soğuma’ olayına kadar tüm dünyada 4 mevsim birden görülüyordu. Ancak artık dünya değişmişti. Kutup bölgeleri aşırı şekilde soğumuştu, dünyada 4 mevsimin birden görüldüğü çok az coğrafya kalmıştı ve bu coğrafyalar stratejik konumları nedeniyle herkesin iştahını kabartıyordu.

Başötrüsünü Benimsemiş Eskimolar

Başötrüsünü Benimsemiş Bir Eskimo Ailesi

Kutup bölgeleri soğuyunca, burada yaşayan bilgeler, dünyanın diğer taraflarına göç edemediler. Zira hiyerarşi o kadar baskındı ki, dünyanın başka yerlerinde kalan diğer sınıflara dahil olmayı asla kabul edemezlerdi. Bu bilgeler, bilge insanlardı. Marks, Darwin, Engels okumuşlardı. Evrim teorisine sadakatın ve adaptasyon gerçeğine bağlılığın bir gereği olarak, yüzyıllarca vücutlarında kendilerini soğuğa karşı koruyan kılların çıkmasını beklediler. Ama bir sonuç alamadılar. Erkeklerin vücutlarında doymuş yağ oranı yüksek olduğundan belli ölçüde dayanabiliyorlardı, ancak kadınlar için aynı durum söz konusu değildi. Bu nedenle, artık bir formül geliştirmek gerektiğine karar verdiler. Burada çekilen sıkıntılar, bilgelerin Arabistan krallarıyla yazışmalarından ortaya çıkıyor. Bu yazışmaları bulan ve deşifre eden Prof. Ljunberg, çok önemli bir iddiada bulunuyor.

 İLK BAŞÖRTÜSÜ FOK DERİSİNDENMİŞ

Ljunberg, başörtüsünün ilk defa Eski MO bilgeleri tarafından kadınların kulaklarını soğuktan korumak için geliştirildiğini, ilk baş örtüsü örneklerinin fok balığı derisinden yapıldığını söylüyor.

Aimarın Arjivinden

Prof. Ljunberg'in Çözümlediği O mektup

Mektuptan anlaşılabileceği Eski Mo bilgeleri ile Arap ve İbrani kabileler arasında sıkı bir ilişki olduğunu, Eski Mo

yazısının da bu diller gibi sağdan sola yazıldığını, Latin alfabesine kıyasla çok zor öğrenildiğini belirtiyor. Paplo Aimar, bu sıra dışı konuyu biraz daha öteye taşıyor. Aimar, geçtiğimiz yıllarda bugünkü Lübnan sınırları içerisinde bulunan bir anıt mezarda fok derisinden başörtüsüne rastlandığını, bunun kendilerini çok şaşırttığını, önceleri bir anlam vermeseler de Prof. Ljunberg’in değerli çalışmaları sonucu durumun açıklık kazandığını belirtiyor. Arabistan coğrafyasına ilk başörtüsü, bir Eski Mo bilgesi tarafından hediye gönderilmiş. Zira sıcak iklimde yaşayan Arap kabile reisi, soğuktan nasıl korunduklarını çok merak etmiş. Aimar, böylece Orta Doğu dünyasının başörtüsüyle tanıştığını, zamanla soğuktan korunma amacından saptırıldığını, mahalle baskısının bir sonucu olarak kadının özgürlüğünün elinden alınmasının bir aracı haline dönüştürüldüğünü de söylüyor. Yine de herkesin özgür olduğunu, isteyen herkesin, ister Eski Mo geleneği, ister Yahudi geleneği, ister dinin inanç gereği olarak örtünmesinin doğal olduğunu söylüyor.

YAHUDİ GELENEĞİ DEĞİL ESKİ MO GELENEĞİ

Aimar, sadece konuyla ilgili vatandaşların yanlış bilgilendirilmesini istemediğini, başörtüsünün bir Yahudi

İLK BAŞÖRTÜSÜ İLLÜSTRASYONU

İLK BAŞÖRTÜSÜ İLLÜSTRASYONU

 geleneği değil, Eski Mo geleneği olduğunu ifade ediyor. Pablo Aimar’ın açıklamaları bununla da bitmiyor. Aimar’a göre türban ile baş örtüsünün arasında hiçbir ilişki yok. Türban, Fransız kökenli bir eşya ve Paris caddelerinde güzel, şuh Fransız kadınların kendilerine sarkıntılık eden adamlardan korunmak için geliştirdikleri bir eşya. Konuyla ilgili araştırmalarının devam ettiğini söyleyen Aimar, bilimsel verileri ve belgeleri ortaya çıkarmadan kendisinin daha fazla açıklama yapmasının doğru olmayacağını söylüyor.

 

İşte görüyorsunuz, ilkeli, dürüst, samimi, doğru haber anlayışımız gereği böyle önemli bir konuyu daha kamuoyu nezdinde aydınlatmış oluyoruz. Öte yandan, bilimsel verilere dayanmadan üniversitelerde vatani görevlerini yapan akademisyenlerimizin halkımızı ve bilim dünyasını yanlış yönlendirmelerine de bir son vermelerini bekliyoruz.

 

 

kuMPas

 

 

                              —*** GERÇEGE KURULMUŞ kuMPas ***—